• DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST
Kendini Bursa’ya, Bursa’yı Uludağ’a bağladı. Emir Sultan Hz. Mezarlığındaki tek yabancı “Alman Emmi”

Kendini Bursa’ya, Bursa’yı Uludağ’a bağladı. Emir Sultan Hz. Mezarlığındaki tek yabancı “Alman Emmi”

2008 yılında Bursa’ya gelmemle bende eski teleferiği kullananlardanım aslında… Saat başı gelen makaralı sisteme binerek yukarı çıkanlardan. Tabii ilk binen 40 kişinin içindeyseniz yoksa diğer teleferiği beklemek zorunda kalırdınız o zaman. Her ne kadar eskiler özlense de teknolojinin nimetlerinden faydalanmak gerekiyor. Zamanında değeri var.

Şimdi modern teknolojiyle yapılan ve beklemeden ardada gelen 140 kabinle saatte 1500 kişiyi 25 dakikada Uludağ oteller bölgesine çıkaran Bursa Teleferiğin yapılışı tam 60 yıl önce başladı Bursa Teleferiğin hikayesi aslında… Tabii ki onunla birlikte sonradan “Alman Emmi” diye anılacak Hubert Sondermann’ın hikayesi de…

Satır içi resim 4

Hubert Sondermann 1902 yılında bir Alman ailenin çocuğu olarak Almanya’da dünyaya gelir. Ailesi İsviçre’ye göç edip yerleştiği için orada büyür ve İsviçre vatandaşı olarak yaşar. Mühendislik eğitimi alır, ve başarılı bir makine mühendisi olmasının yanı sıra bir firmanın da iş ortağı olur.

1957 yılında Ulaşımı kolaylaştırmak adına teleferik yapma kararı alınır. İhaleyi Sondermann alır ve 1958 yılının ilk aylarında Bursa’ya gelir ve ilk fırsatta ekibini kurarak işe koyulur. Tabii şimdiki gibi helikopterler yoktur. O zamanın şartlarında dik yamaçları, tepeleri ve sık ormanları aşıp Uludağ’a teleferik hattını ulaştırmak oldukça zordur.

Satır içi resim 6

5 yıl süren teleferik yapımı çalışmalarında çoğu zaman eşek, katır ve atlar kullanılsa da hepsinden önce insan gücü ve emeği vardır. Teleferik kabinlerinin makara üzerinde kayacağı telleri taşıyacak büyük demir direklerin yerlerini dikilmesi, istasyonların kurulması yüzlerce metre uzayıp giden demir halatların gerilmesi oldukça yorucu olsa da Türkiye’nin ilk teleferiği 1963 yılında hizmete girmiştir.

Bu süre içinde deyim yerindeyse Bursa’yı Uludağ’a bağlayan Hubert Sondermann kendini de Bursa’ya bağlamıştır. Bursa’ya geldiği ilk günlerde Ezan sesini duyan Sondermann onunla ilgili bilgiler almış, sonrasında ne zaman ezan sesi duysa işini bırakıp, saygıyla onu dinlermiş. Hatta çalışanlarından da aynı saygıyı göstermelerini ister olmuş… Uzun yıllarını geçiren Sondermann Ramazan ayına da aynı önemi göstermeye devam etmiş.

İlk dönemlerde, o zamanların en meşhur caddesi olan Altıparmak’ta kalan Sondermann, oradan, bugünkü teleferik binasının bulunduğu yerdeki şantiye alanına, Bursa’da çok az sayıda bulunan “Ford” otomobiliyle gelir gider. Bir müddet sonra, teleferiğe daha yakın olan Yeşil Camii ile Türbesini kuşbakışı gören bir ev kiralayıp ve oraya yerleşir. Türkçeyi çabuk öğrenir ve kısa sürede mahalleliyle ve çalışanlarla öylesine içli dışlı olur, her davete katılır.

Türk insanının misafirperverliğine, o da vefa duygusuyla karşılık verir. Öyle ki otomobili âdeta bir servise dönmüştür. Sabah işe geldiğinde orada birikmiş okul çocuklarını arabasına doldurur ve şehir merkezindeki okullarına götürür. Evine gidiş gelişlerde aracı mutlaka çocuk ve yetişkinlerle dolar. Alman asıllı Hubert Sondermann, insanımızı ve değerlerini öylesine benimser ki, artık bizden biri olur.

O, artık “Alman Amca”dır… Sondermann’ın asıl adı unutulacak ve o bu isimle çağrılacaktır. Bazıları da daha yerli ve daha sıcak bir ifade kullanır onun için: “Alman Emmi…”

Satır içi resim 1

Zamanla teleferik işletmeye açılır ve Türkiye’de işi biter Alman Amca’nın. Ama o, ayrılmak istemez. Zaman zaman memleketine gitse de, gitmesiyle dönmesi bir olur. İmdadına oteller bölgesinde oluşturulacak kayak merkezine yapılacak olan telesiyejler yetişir ve her otel onunla çalışmak için sıraya girer. Artık yıllar sürecek bir iş de bulmuştur kendine. Teleferik ve Işıklar mahalleleri de Alman Amcalarından ayrılmamışlardır böylece. Alman Amca’nın disiplinli çalışması, hakkaniyetli olması, kararlı tutumu ve çalışmadaki azmi herkese tesir etmiştir. Tam saatinde işbaşı yapar, ara vermeden çalışır, saati gelince de işi hemen bırakır. Bilhassa çalışma sırasında kullandığı âlet edevatı iş bitiminde mutlaka itinayla temizlemesi ve yerli yerine koyması dikkat çeker. Yanında çalışanlara bildiklerini öğretme konusunda oldukça istekli davranır, oturup konuşma faslını uzatanlara, “Sizler çok konuşuyor az çalışıyorsunuz, oysa sizi Allah görüyor.” diye ikazda bulunur. Ayrıca davet edildiği her yere bir hediye alıp gitmeyi de prensip edinmiştir. Evine de herkes rahatlıkla girip çıkar Alman Amca’nın. Masasında İncil, Tevrat ve Kur’ân-ı Kerim vardır. İslâmiyet üzerinde ciddi araştırmalar yapar. Fırsat buldukça Konya başta olmak üzere belli başlı şehirleri dolaşır. Güler yüzlü ve babacan tavırlarıyla, öğrendiklerini sürekli çevresindekilerle paylaşır ve onları şuurlandırmak maksadıyla bilgilendirir. Öyle ki, İslâmiyet hakkında çevresindekileri şaşırtacak kadar ve onlardan daha iyi bilgiye sahip olduğunu söyleyen çok kişi var günümüzde. Meselâ, yanında birisi bir şey yiyip içse, başlarken “Bismillah” bitirdiğinde de “Elhamdülillah” demesi gerektiğini, “Siz Muhammedanlar yemeye-içmeye başlamadan önce ve yiyip içtikten sonra ne söylersiniz? Hadi söyleyin bakalım!” diyerek hatırlatırmış mutlaka. Bir gün, evine gelen gençten bir bardak su ister. Suyu içmeden önce masanın üstüne bırakır ve gence sorar: “Bu suyun üstünde ve altında ne vardır?”. Genç, “Suyun üstünde su, hava, tavan; altında bardak, masa, beton, yeryüzü…” gibi cevaplar verdikçe hepsine “Hayır!” der. Bu defa dönüp aynı soruyu genç ona sorunca; “Suyun üstü, yani önü Bismillah altı, yani sonu Elhamdülillah’tır.” cevabını verir.

Günden güne Bursa’yla ve Müslüman halkla iyiden iyiye kaynaşan Alman Amca, kendini bu şehre adamak ister. Dönemin yetkililerine ulaşarak Bursa’ya fabrika kurma isteğini iletir. Gâyesi, sevdiği bu toprakların insanlarına bir şekilde faydalı olmaktır. Ne var ki devrin yönetimi ona izin vermez. Bu duruma oldukça içerler. Pes etmez. İkna olurlar niyetiyle birkaç girişimde daha bulunur; ama yine maksadına ulaşamaz. Çok üzülür, öylesine hislenir ki samimi olduğu Müslüman arkadaşlarına sık sık: “Fabrika açmama izin vermediler. Ama Allah bana bu memlekette iki metre yer nasip eder inşallah!” diye içini döker. Bu sözlerde, Alman Amca’nın gönül dünyasında yaşadığı dönüşümlerin net ve kesin izlerini görmek mümkündür. Artık onu, Yugoslavya’nın “Kızıl Ordu” tarafından işgâl edildiğini duyduğunda oturup hıçkırarak ağladığını görünce şaşıranlar, “Besmele” çekerken, “Elhamdülillah” derken ve hattâ âletlerini koyduğu odada namaz kılarken gördüklerinde şaşırmayacaklardır. Ama o, yakın arkadaşlarına, öldüğünde “Emir Sultan Mezarlığı’na gömülmek istediğini” söyleyince hayretleri artacaktır sadece.

1976 Ağustos sıcağında, Rezzak isminin tecellisine âyinedarlık eden Bursa Ovası’ndaki meyve ve sebzeler olanca hararetle olgunlaşırken, Uludağ’ın zirvelerinde, Rahmân isminin tecellisi olarak serinlik insanların üzerinde dolaşıp duruyordu. Sondermann yaz aylarını, aynı zamanda danışmanlığını yaptığı dağdaki otellerin birinde geçiriyordu. Bursa’nın Alman Amcası, yıllarca bin bir emek harcayarak kurduğu teleferiğe binerek geldiği zirvede, gönül ve akıl melekeleriyle Allah’a doğru yükselip giden bağlantılar oluşturmayı başarmış lütfa mazhar kullardanım dercesine, Uludağ’ın zirvelerinde Hakk’a yürür.

Önce ailesine haber verilir Alman Amca’nın, sonra İstanbul’daki İsviçre Konsolosluğu’na. Konsolosluk yetkilisiyle birlikte bir cenaze aracı da gelir. Fazla geçmeden İsviçre’deki oğlu ve kızı da gelirler. Yetkili, Alman Amca’nın başucundaki vasiyeti inceler şaşkınlıkla. Oradakilere döner ve “Muhammedan bu!, Muhammedan!.” der, oğlu meseleyi doğrulayınca, konsolosluk yetkilileri hızlıca oradan ayrılırlar.

Bir Ağustos ikindisi, nice erenlerin ve gönül erlerinin konulduğu, kendisi için ebediyet duasının okunduğu Emir Sultan avlusundaki musalla taşına, bu defa, çok uzaklarda bir yerlerde başlayan bir hikâyenin son kelimeleri konur. Alman Amca’nın Müslümanlığına şahadet olsun diye niceleri saf tutmuşken imamın arkasında, cami avlusunun bir köşesinde, göç yolunda giderken yolunu şaşırıp kalmış yaban kuşları gibi duran oğlu ve kızı olanları seyreder sadece. Ve Emir Sultan Mezarlığı’nda, bir servi ağacının altında son noktası, diğerleri gibi toprakla konulan bir hikâye…

Satır içi resim 2

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
reklam
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
admin: Deneme
2017-03-11 12:34:27